20 Aralık 2010 Pazartesi

N.M.B.

Dünyanın en uzun debelenen aşığıyım ben
Nefesimde boğazım kesilmiştir muhtemelen
İki küçük damla oldu kursağımda kalan su
Dizbize zıtkanaat geçiniyorduk
Neyin ölümü gerçekleşti anlamadım doğrusu.

"En iyisi böylesi" objektif ise
Biraz susjektif bakış rica edeceğim
Kalp kırılır yenilen içeride kalır
İçerdekinin içinde aynısından başka bir yenilen
Elde kalan ne kadar da ufak bir vücut
Her erkek aslında bir matruşkadır!

Madem ki batak koydun adımı
Açtıracaksın bayramlık kartlarımı
Ki onlardan biri bacak birisi papaz
Ve sevgili prenses
Sende anca uzaktan bana surat As.

12 Aralık 2010 Pazar

Kızım sana söylüyorum.

Bir kez de benim sormama gerek yok
Sesinde ne var, hiç bilmiyorsun
Zaten Süreyya'yı da boşuna yordun.

...

Ne kadar geri ödemesiz aşkbakanlık bursu alan varsa
Kriterleri düşük düzeyde tutunca
Hepsi aynı kişi sanki
Bak karatahtada bir venn şeması
'bir boşluk hissi' kesişim kümesi
Ve tükenmez tebeşirle yazılmış
Sol üstte başkanın 'çok sevenler' listesi.

Yaşayan hiç kimse kalp bağışlamasın
Bireysel ticarete dökülsün hatta
Bedelsiz nefesin değeri olmuyor
Kanunlara bunları da koy Hammurabi
Ortaya çıkardılar diye yazı olayını
"Şiir yazıp can yakıyor herifler"
Zaptetmiş adamsın sen Sümerleri.

...

Yerinde bir kedi var
İşemiş
Kesinlikle
Yerinde bir karar.


10 Aralık 2010 Cuma

ufacık tefecik yolculuk

Delicesine esen bir rüzgar; Grup Gündoğarken romantizminden çok uzak, kimseye birşey anlatma derdi olmayan, üstelik esip geçmeyi aklının ucundan bile geçirmeyip daimi olmaya kafayı takmış. Eline herhangi bir yetki verilene kadar hayatta herhangi bir ağırlığı olmamış insanların yürüttüğü liderlik misali; yağmura, güneşe ve bilimum hava olaylarına Mikail tarafından yatış izni verildiği şu günde borusunu öttürüyor ve belli ki İsrafil'de yatışta. Yükümün kullanmama izin verdiği iki parmağım ile apartmanın kapısını açtığım anda yüzüme yediğim tokat bana Ali Sami Yen tribünlerinde açılan 'welcome to hell' pankartını hatırlatıyor. Omuzlarıma yaklaşan saçlarım bir an için havalanıp boyumu 2 metreye tamamladıktan sonra açılış darbesini yemiş bilardo topları gibi saçma sapan yerlere dağılıyorlar. Elimi atıp önden arkaya doğru şöyle bir savuruyorum onları, o ye çok havalı. Elimdeki şu kıçı tekmelenesi saçmalık olmasaydı saçlarımın, sakallarımın ve gözlerimdeki sürmenin anlamı daha büyük olacaktı. Anne ısrarı ve devamındaki duygu sömürüsü kadar insanın canını sıkarken yakan çok az şey var bu dünyada. "Hadi oğlum bir çırpıda götür yaptır şunu da gel" ile başlayan konuşması "e ben gideyim o zaman napalım, bu yaştan sonra kadın halimle aşağı kadar ineyim" ile sonlanınca "ya of arayalım getirsinler niye uğraşıyoruz ki" temalı savunmamdan vazgeçip yollara düştüm. Evdeki insanların şu dakikalarda yanlızca beni beklediklerini bilmek ve benim elime baktıklarını düşünmek herhangi bir yarar sağlamıyor hem baba parasıyla neyin havasını yapıyorum lan! Yaklaşık 20 metre öteden bu muhitte rastlama şansımın çok az olduğu bir kız geliyor, onun saçı kızıl gözleri yeşil. Oooo Ooooo o da bakıyooorrr lakin dudu dilini göremiyorum zira ağzını açmadan hafifçe gülümsüyor. Kollarını yarım metre açıp elindekini göbeğine dayayarak yürüyen, sert rockçı görüntüsünün üzerine giydiği bembeyaz çakma nike eşofman üstüyle sokağa çıkmış bir adamı beğenip gülümsüyorsa zaten o kızla yola çıkılmaz; yok mesele maytap geçmek ise o an 'hayalgücüm tv'de bertuğcemil belirir ve "beni sevmeyen kadını" diye uzanamadığı ciğeri kötüleyen bir tavır içinde şarkısını söyler. Yani ablacım senden bana yar olmaz olsa vefakar olmaz. Geçip giden uuuu kızılları uuuu bir yerlerde bulsam ve desem ki onlara "Murphy'nin oyununu yutmayalım, galin tanış olalım, ben aslında gördüğünüz gibi bir adam değilim hatta sizin en sevdiğiniz tip nasılsa öyleyim". Olmuyor, olamıyor ve an itibarı ile kara görünüyor. Gerçek manada görünüyor, sarı-yeşil 'urfalılar' tabelasının altında kapının önünde kara kuru bir çocuk dikiliyor. Ben yaklaştıkça o geriye doğru adım atıyor ve ben kapıdan içeri girip 'selamın aleyküm' dediğim anda o da tezgahın ve patronunun arkasındaki yerini almış oluyor. Dükkana ayaklı bir göktaşı girmiş gibi şaşkınlıkla bakan usta hafif bir 'aleyküm selam'ı, kolunun dirseğinden bileğine kadar olan dış kısmıyla terini sildiği sahnenin repliği olarak belirliyor. Elimdeki tepsiyi tezgaha bırakıp, "1 saate hazır" diyen patrona doğru saçlarımı savurarak bakıyorum ve
"kıymayı bol tutun da lahmacun diye hamur yemeyelim"

29 Kasım 2010 Pazartesi

Serbest atış (yeni program-ilk bölüm)

Ben aslında öyle bir yazı yazmak isterdim ki(buraya kadar fd destekli geldim) süpersonik esprilerle örülü olsun, her cümlede yarılın, gülmekten okuyamayın ve yarın arkadaşlarınıza anlatmaya çalışırken beceremeyip "şimdi komik olmadı da okusan ölürsün" diyin. Derdim gücüm bu aslında herkes bana bayılsın istiyorum. Cümlelerimin gücüne hayran bir nesil yetişsin, yayınevleri peşime düşsün aralarından seçim yapmakta zorlanayım falan fıstık. Böylesine dürüstçe yazdığım için bir mükafat da bekliyorum aslında "adam samimi abi, hepsi böyle düşünüyor ama yok sanat yok bilmem ne kıvırıyorlar" tarzı cümlelerle beni ailenizin yazarı sayın. Nasıl büyük bir şerefsiz olduğumu düşünen parmak kaldırarak söz alsın yalnız parmakların geri dönmeme ihtimali var söylemeden duramam (oynamadan duramam diye bir şarkı vardı). Şu an tamamen serbest çağrışımla çalışıyorum hatta içimden karadeniz şivesiyle yazmak geliyor lakin burun tarifine de girerim diye korkuyorum. Düşündüm de zor değilmiş, enginaltan burnu desem herkes anlar. Durup dururken geçirdik adama ayıp oldu:( Şimdi bunu okuyor olsa "hacı şimdi kalbimi kırdın" mı derdi yoksam koca bir 'hassiktir' mi çekerdi bilemem. Her türlü düşünceye açığım ama küfürle gelirse vallahi dalarım o mustangin hayrını göremez, gıdımla döverim lan ben adamı, ağır press uygularım. ulan ünlü olmamanın en büyük yararı da bu ha istediğine istediğin gibi salla, ne bir polemik ne bişi... Bu külhanbeyi tavırlarımın inandırıcılıktan uzak olduğunun farkındayım ki hayatımda ettiğim tekmeli mekmeli kavga sayısı kardeşimle ettiklerimi de sayarsam 10u, saymazsam 3ü geçmez. "Asker abi bunlar bizi dövecek" diye nizamiyeye saklanmış adamım lan ben. Gerçi kaçmakta haklıydım orta2 bebesine falçata çeken bir liseli dünyaya kendisinden kaçılsın diye gönderilmiştir. Sevgilini elinden aldıysam benim suçum mu, olmayaydın sübyancı! Bak şimdi sinirlendim, eğer o çocuk hapise girip çıkmadıysa biraz dayılanabilirim. Dayılanmak diyince artık kızkardeşim evlense de üzerimdeki torun baskısından kurtulsam, hemi de emeksiz bebek sevmenin dadına varsam. Damat adayında aradığım tek kriter renkli gözlü olması. Gerçekten bak bu aileye artık bir yerlerden mavi yeşil bişilerin girmesi lazım zira dünya üzerinde içinde renkli göz barındırmayan bir Ugandalı Marako ailesi bir de biz kaldık. Ayrıca asıl kürtler sarışın renkli gözlü olur lakin ben zazayım ve onların aslına dair etrafta dolaşan bir hurafe yok. Bu akşamlık bu kadar, ilerleyen günlerde serbest atışta yine saçmalığın ve kafamıza esenin dibine vurmak üzere. Son söz; şimdi ben gidiyorum ya, herkes bana benzesin, asıllarını aratsınlar siz de böylece beni çok özleyin anacım! (aklına oyabaşar ve'baaayyyyyy' gelenler, canımsınız ve çok sıkıcısınız) baaayyyyyyy

balıklardan alınacak dersler var

Çok yaşlı bir adam var aha şurada
Beli bükülmüş, misinası düz
Asker emeklisi değil omzu momzu dar
Bu haliyle utanmadan gelmiş oturmuş,
Paşalimanı'ndan balık araklar!

Kancanın ucundaki minik lapinin
Anlattığı hikayeyi okuyorum ben
"Senin hayatının özetiyim amcacım
Oltana gelen küçük nimetlerdenim
Hatta onu bile kaybet diye
Debelenirim"

Tuttuğu gibi attı canlıyı kovaya
Romantizm öyle uzak ki bu sivilden
Film çekmiyor kendince.
Salmıyor yeniden boğaza, zira
Evdeki boğazlar beyaz et bekler.
Una bulanmış kuyruklar görmeyenlerin
Üzgün gözleri perdede etkileyici
Lakin mantar hafifliğindeki bu adam
Sanat düşünemeyecek kadar eksili...


Toplumcu gerçekçi oldum durup dururken
"Şükret" notları düştüm sayfa kenarlarıma
Ama ben her sabah sınanıyorum
Ders çalışmayı da hiç sevmiyorum.
Tüm acılar değerli
Sterlinle yarışıyorum.

Solungaçlı geziniyor azıcık suda
Derya-kova hattı sarsmalıydı garibi
Hafızayla arası kötü, buna minnettar kalmalı
Ve insanoğlu tüm çalışmaları bırakıp
Balıkların bu muhteşem özelliğini araştırmalı.

22 Kasım 2010 Pazartesi

volta enteresan birşeydir

Üstüste iki sigara içemiyordum
Üstelik bir paketi geçemiyordum
Bir kadın, yaktı geçti,
Kendim gibi koktum o gün.
Her dumanda o hissi arıyorum belki.
Hediye paketlerinin lastiklerini ateşe verdim
Atladım üstünden ama bahar gelmedi.

Bir bank var benden aşağıda
Bir bakmak ki yanıbaşımda
Ardımda
Uzağımda...
El sallıyor utanmadan, hayırlı günler diliyor
Sel gidiyor göz altımdan
Arap kızı firarda!

Kayıp mı etmiş oluyorum şimdi ben?
Rekora koşuyor yahu büyüme endeksim
Gelişmekte olan bir ülkeyim haddizatında
Komşuya küçük bir tüyo bile verdim
Kurtarmak için ülkeyi darboğazdan
Herkes birine aşık Yunanistan'da.

Uyuyup uyanamadığım olmadı henüz
Ters yatıp tutulmuşsam çözülmüşümdür.
Ayrıca alışmak ciddi bir nimettir
Faydasını gören arkadaşlar var.
...
Lakin yine de;
Can yanıyor, oluyor yani bunlar...

Teori

Hayat hangi yanıyla güzelse canım
Ona sırt çeviririm beslenmek için.
Ah Muhsin abi, sen de burada olaydın…
Hissettin mi , yani ne bileyim
Kulakların falan çınladı mı?
Yukardaki gerçeği fark ettiğimde
Kemiklerim sızladı, üzengi dahil
Ve affettim hepsini
Örseleyeni, üzeni dahi.

Bil ki bilinçli bir tercih değil gitmek
Yahut kapıları açmak ardına dek
Bir ses, bir ses var!
Sevmediğimde ben, sevdiğimde sevdiğim duyar.

Ben birini görmüştüm…
Elbette bu ilk defa olmuyordu!
Fark yaratan özelliği, sırtımdaki havluyu
Hem de terden boğulurken çekip çıkarmasıydı.
“Narindir vücudum canım tatlı bak
Üstelik benim sinüzitim var”
Der gibi bakmıştım, anlayamadı
Ve bu yere batasıca huyu her selef
Halefine yadigar olarak bıraktı.

İsmi ‘bodos’
Aşk bokunun rüzgarı
Kış içinde sıcak esince yanılırsın
Hatta elini uzatırsın
Serap yalnız çölde olmaz öyle değil mi?
Bu da ders olsun sana
Artık keşifleme, arama!